benim karalamalarım

İtiraz ediyorum; Pandemi gerçekte doğa dostu değildir!

İ

Alternatif için hazırladığım bu ikinci yazımın konusunun bir önceki yazımın devamı gibi olmamasına, yazıların bir arkası yarın gibi algılanmamasına özen gösterdim. Lakin yine döndük dolaştık ve kapitalizme geldik çattık. Yine de bağımsız bir içerik olmasına rağmen bir önceki yazımı okumayanlar için yazı linkini şuraya bırakıveriyorum.

Üniversite yıllarının ilk günlerinde iktisat dersinde “ekonomi esasen ihtiyaçların karşılanmasıdır…” minvalinde cümle kuran öğretmene “o halde çamaşır makinelerinin bebeklerin bezleri temizlensin ve mis gibi koksun diye değil para kazanmak için üretildiğini inkâr ediyorsunuz” dedikten sonra susturulmam için sınıftan dışarı çıkarılmamdan çok önceye denk gelir her şeye muhalefet eden ergen mührünün alnıma damgalanması.

Şimdi bu yazıyı yazdıktan sonra da “hiçbir şey değişmemiş demek ki” diyerek aynı damgayı yiyeceğime eminim. Ama olsun.

PANDEMİ DOĞA DOSTU MU? PEKİ YA İNSAN?

Fakat ben sizi hazırlamıştım bir önceki yazımda Pandemi gerçekten doğaüstü doğal düzen getirecek olsaydı işe kapitalizmden başlamaz mıydı? sorusunu sorarak.

Yine şöyle başlayayım:

Ne demek mi istiyorum?

Pandemi başladığından bu yana çevre örgütleri pek bir umutlu. Herkes güle oynaya büyük sanayi şirketlerinin üretimi durdurduğu veya azalttığı için dünyanın daha iyi nefes aldığını yazıyor. Herkes daha az sera gazı ve hava kalitesinin iyileşmesinden dem vuruyor. Son yazımda buna biraz değinmiştim.

Gelin bunu biraz açalım. Gerçekten iyiye giden şey nedir buna beraber bakalım.

Aslında ‘bataklığı kurutmak için uğraşmaya ne gerek var, bakınız kapitalizmin şu kadarcık bir işlememesi bile ne kadar büyük değişim yarattı’ diyen bu kesim sosyal medya başta olmak üzere her alanda insanlara bir tebessüm dağıttı, dağıtıyor.

Peki ya sera gazı, hava kalitesi midir dünyanın en büyük sorunu? Pandemi ile bu sorunlar “görece” azalmışken daha devasa bir sorunu neden görmezden geliyoruz?

Evet, plastik kullanımının artmasından, hem de devasa bir şekilde artmasından bahsediyorum.

Açlıktan ölme ve kıçını temizleyememe korkusu ile marketlere akın eden insanlığın satın aldığı hemen hemen her şey plastiğe sarılı. Tuvalet kağıdının da, bisküvinin de, çamaşır suyunun şişesinin de ve hatta ekmeğin poşetinin de plastikle alakalı olduğunu söylemeye gerek yok.

PANDEMİ İLE NE DEĞİŞTİ?

Pandemiden önce ve sonrasını karşılaştırdığımızda veriler bize alışveriş çılgınlığının tavan yapmasıyla birlikte plastik çöp atıkların da hiç olmadığı kadar arttığını gösteriyor. Bu bizim gördüğümüz kısım. Görmediğimiz kısma gelince.

Pandemiden önce, ülkemizde zaten uyulmayan ama uyulsa da yasal bir zorunluğu olmadığı için nihai amacına hiçbir şekilde ulaşmayan evde atık ayrıştırmanın size bir işe yaramadığını üzülerek haber vermek isterim. Nedeni çok basit: Bu iş sermaye için pek kârsız bir iş olduğundan olsa gerek geri dönüşüm sektörü hep bir kriz içerisindeydi. Bu kriz şimdi daha da ağırlaşarak sürüyor ve pandeminin sonunda bizi bu güne kadar dünyanın görmediği kadar büyüklükte bir plastik çöp yığını bekliyor.

Bu yazıda sizlere plastiğin neden dünyanın en büyük çevre sorunu olduğunu anlatmayacağım. Direkt olarak insan vücudunda yarattığı kanser ve benzeri hastalıklar bile plastikten neden kaçınmamız gerektiğini anlatıyor. Doğada 400, denizde 800 yıl ömürlerinin olması, imhaları sırasında ortaya çıkan gaz salınımının en az sanayiler kadar atmosfere zarar vermesi ve daha bin tane sebebi anlatmayacağım. Çünkü bu güne kadar bunları gerçekten çok okudunuz, duydunuz.

KÂRSIZ ŞEY YARARSIZ MIDIR?

Pandemiye ve aslında buradan yola çıkarak kapitalizmin kulak arkası edilen doğaya zararına ve geri dönüşüme neden sermayenin sırtını çevirdiğine dönersek…

Plastiğin aslında petrol olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda, petrol fiyatlarının son yıllardaki düşü ile plastiği de daha ucuz bir hammaddeye dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Bu sayede kullanımı da elbette daha çok arttı. Bu belki son kullanıcı için iyi haber gibi gelebilir ancak geri dönüşüm ekonomisi için hiç de öyle değil. Zaten sorunlu ve az kâr eden bir sektörün ekonomik olarak kârlı hale gelmesi için maliyetlerinin az kazandığı paranın ise çok olması gerekir.

Yani anlayacağınız pandemi ile beraber artan bir plastik üretimi ve kullanımı varken, onu doğaya fütursuzca savuran insanoğlu aynı şekilde kârlı olmadığı için onu geri dönüştürmüyor.

ABD VE ÇİN’İN ROLÜ

2018 yılına kadar ABD’nin çöpünü verdiği ülkeler

Durun daha bitmedi.

Sermayenin iki aktörünün de bu işte devasa bir payı var. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in.

Yıllardır Çin’e geri dönüştürülebilir malzeme satarak aslında çöpünden kurtulan Avrupa ülkeleri ile ABD’ye Çin 2018’de artık bu işte olmadığını söyledi. Trump’un Çin’i hedef almasının da bunda etkisi var elbette ancak asıl etki Çin’in artık kendi çöpünü bile geri dönüştüremiyor olmasıydı. Çin o kadar büyüdü ki, sanayileşme o kadar arttı ki Avrupa ve ABD’nin para karşılığı ile bile olsa çöpünden vazgeçti.

DAHA İNCE PLASTİK DAHA MI DOĞA DOSTU?

Geri dönüşümün pandemi ile daha büyük bir sorun hale gelmesinin bir diğer sebebi de plastik üreticilerinin aslında daha çok kâr elde etmek ama insanlara “daha az plastik kullandığımız için doğa dostu” diyerek daha az plastik kullanarak daha hafif ve ince ürünler çıkarması oldu. Zaten gelir getirmeyen bu sektörün oyuncuları son yıllarda atığa dönüşen plastik daha ince olduğu için daha az kâr elde etmeye başladılar. Yani üreticiler kâr ederken, geri dönüşümcüler zaten görece az olan kârlarından da zarar etti.

Yapılan araştırmalar insanların deprem, fırtına, salgın gibi panik durumlarında doğaya, hayvanlara ve insanlara daha az duyarlı olduğunu gösteriyor. Pandemi ile yapılan çılgın alışveriş günleri de buna örnek. İnsanlar tek kullanımlık ürünlere daha çok yöneldi, daha çok plastik atık bırakmaya başladı.  Örneğin ABD’de Mart ayında tuvalet kağıdı satışları geçtiğimiz yılın aynı ayına göre %112, dezenfektan ürünleri %343 artmış. Amazon bu talebi karşılamak için sıkı durun tam 100 bin ek işçi kiralamış durumda. Bu işçilerin görevi tek tek bu ürünleri plastik kutulara veya poşetlere koyup size ulaştırmak.

Bunlara eve siparişle çalışan restoran ve alışveriş sitelerine olan ve pandemi ile artan devasa talebi de ekleyebiliriz. Plastik tabak, çatallar ve poşetler…

ÖZETLE…

Özetleyecek olursak, bunca şeyin bize öğretmesi gereken aslında insanoğlunun sorunun merkezini, kaynağını görememesi veya görmek istememesi: Kâr elde etmeyen bir şeyin bilimsel, doğru, akılcı, yararlı, doğa ve insan dostu olması kapitalizmin umurunda değildir.

Yazar hakkında

Yorum ekle

benim karalamalarım

Okan KÖROĞLU

Okan KÖROĞLU

neden buraya karalıyorum?

İnsanın terk edemeyeceği yegane varlık kendisidir. Projeler gelip geçebilir, işbirlikleri dağılabilir fakat insan kendisini terk edemez. Özeller konuşulur, içler açılır, çeneler düşebilir fakat insanın en samimi olduğu yine kendisidir. Bu sebeple kendi web sitem diğer tüm özel ve güzide projelerime rağmen benim en özel alanım. Çok yaşayıp çok yazmak ümidiyle.