benim karalamalarım

Black Mirror’un Yanına Bir Şey Koyamayanlara

B

Black Mirror’un yanına bir şey koyamayanları ikiye ayırıyorum: Bir kısım onu tüm sezonları ile yere göğe koyamadığı için yanına bir şey koyamazken, bir kısım Black Mirror’u tüm günahları ile sahiplenip yanına koyacak bir şey bulamıyor.

Ben sanırım ikinci kısımdayım.

Her sezonu bir öncekini aratan Black Mirror’un kutsallaştırılmamasına karar vermem için üçüncü sezonu izlemem yetmişti.

Yıllar geçti. Black Mirror’un yanına koyacak bir şeyler bulamayanlar bazı kötü taklitlerle sınandı. Fakat her bölümde bambaşka hikayeler, konular, oyuncular hatta başka yönetmenler ile hayatımıza giren serinin benzerini bulmak kolay değildi, olmadı.

Geçtiğimiz yıl karaladığım “Amazon Prime’a Yüksek Şatodaki Adam ile Başlamak” yazısı blog sayfamda en çok okunanlar listesine girdi. Amazon Prime Video’nun bence pek de anlamsızca bu denli az rağbet gördüğü ülkemizde bu yazının hit alması beni şaşırtmadı değil. Fakat gördüm ki başka dünyaları konu alan her çalışma şöyle ya da böyle ilgi odağı oluyor. Philip D. Dick’in yazdığı Yüksek Şatodaki Adam da benim için distopik / ütopik evren serilerinin açık ara en iyisiydi. Bu rağbetin sebebi de bu olsa gerek.  

Gelin görün ki Netflix bir türlü Black Mirror’un yanına eşdeğer bir iş koyamadı. İddialı reklamları ile gelen Altered Carbon, The Rain, Lost In Space hızlıca söndü. Yeterli reklamı yapılmayan Omniscient benzeri işler zaten bu yanlış reklam politikaları yüzünden ilgi görmedi. “Ya Snowpiercer?” diyenlere cevabım hazır; Başarılı elbette, fakat neredeyse hiçbir özgünlük  katılmamış bir yeniden uyarlamadan ötesi değil.

Philip K. Dick Yine Sahnede

Kahve tutkunlarına en iddialı kahvesinin yanına ısrarla tarçınlı kurabiyeler koyan bir üçüncü nesil kahveci gibi Netflix‘te bir türlü Black Mirror’un yanına bir şey koyamadı.

İlk yazımda daha az nicelik daha çok nitelik barındırdığını söylediğim Amazon Prime yine beni şaşırtmadı. Black Mirror’un yanına konabilecek ve yine bir Philip K. Dick kitabından uyarlanma bir yapımla çıktı karşımıza: Elektrikli Düşler.

Bir çırpıda bitirdiğim Yüksek Şatodaki Adam gibi bu eser de Philips K. Dick’in kaleminden ve de bir solukta  izlenebilecek bölümlerden oluşuyor. Tanıdık geldi mi? Evet, tıpkı Black Mirror gibi bir hızda. Ve yine her bölümde başka oyuncular, her bölümde başka bir hikaye mevcut. Bazı bölümlerin zamanları ve evrenleri bile belirsiz.

Eksilerle Başlayalım

Beklentilerinizin tersine önce sorunlarından bahsedelim bu serinin.

Evet, sorunlu bölümleri olsa da genel olarak Electric Dreams temposu sürekli bir seviyede duran kısımlara sahip. Bir iki bölüm haricinde rahatsız edici sorunlar yok denecek kadar az. Ne çocuk oyuncular sizi hayal kırıklığına uğratıyor, ne de bazı bölümlerin “neden uzun sürdü” sorusuna verilemeyen yanıtlar. Demek istediğim sorunlu bölümlerdeki sorunlar bile sizi ekran başından kaldıracak kadar rahatsızlık seviyesini aşmıyor. Bu karmaşık paragraftan pek bir şey anlamadıysanız size Black Mirror: Bandersnatch’ı hatırlatmak isterim. Bandersnatch’ta sorunlu olan hemen hemen her şey o kadar rahatsızlık seviyesini aşıyordu ki pek çok Black Mirror hayranı eşe dosta “izledim, bitirdim” diyebilmek için günlerini harcamıştı.

Peki Ya Artılar?

Crazy Diamond

Gelelim Elektrikli Düşler hakkındaki pozitif şeylere. Neden Black Mirror’un yanına koyabildiğim kısmına.

Kesinlikle her bölümün hem yönetmen farklılıkları, hem oyuncu seçimleri hem de bağımsız hikayeleri sebebi ile ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğine inandığım Black Mirror ve Electric Dreams’ın en büyük ortak noktaları ikisinin de bir çok güzel ve kötü bölümlere sahip olmaları. Ancak Electric Dreams sadece bir sezon ve 10 bölümden oluştuğu ve de beklentileri de Black Mirror gibi yüksek olmadığı için bu konuda şanslı. Bu 10 bölüm içerisinde uzayın derinliklerine gidilen hikayeler de var günlük hikayeler de. Fakat seri bunu o kadar iyi yapıyor ki ister istemez 1950’lerde yazılan Electric Dreams ile ondan 60 yıl kadar sonra yazılan Black Mirror’ı performans olarak kıyasladığınızda Philip K. Dick‘in yaratıcılığına şaşırıyorsunuz.

Elbette Philip K. Dick’in bire bir yazdığı hali ile bize sunulmadı bunlar. Hikayeleri günümüze uyarlayan kadronun içerisinde Harry Potter, Doctor Who, Battlestar Galactia gibi yapıtların senaristleri rol aldılar. Ancak Dick’in ana iskeletine hiç dokunmadı ve onu bozmadılar.

Bu İşin Sahibi Kim?

Channel 4 web sitesine 2017 yılında eklenen Electric Dreams sayfası

En çok akılları kurcalayan soru ile devam edeyim: Peki bu işin sahibi kim? Amazon mu yoksa Channel 4’mü?

Channel 4’ün Black Mirror’un yartıcısı olduğunu ve yüksek bir meblağ karşılığında seriyi Netflix’e sattığını hatırlatmakta fayda var. Ne tesadüftür ki Black Mirror’un en çok eleştirilen bölümlerinin de satıldıktan sonra çekildiğini buraya not düşeyim.

Aslında Channel 4’ün Electric Dreams’ı yaptığını fakat sonradan haklarını Amazon’a sattığını belirtelim. Yapım aşamasında anlaşma gereği Amazon’un desteklediği sonradan çıkan haberler arasındaydı. Sony Pictures ve Channel 4 işin tüm teknik detaylarını beraber yaptı. Amazon’un bu iş için çalıştığı ekip görüldüğü gibi sağlam. Bu da işin kalitesinin yukarı çıkarılmasındaki en büyük etken.

En İyiler ve En Kötüler

Hood Maker

Serinin genel olarak ölüm, eşitlik, totaliterlik, çevrecilik gibi konuları işlediğini fakat bunları yaparken de izleyene sık sık şu soruları sordurduğunu düşünüyorum: Cehalet gerçekten mutluluk mu? Sevgi her şey için yeterli mi? Tüketmek nereye kadar sürebilir? İnsanın değişmesi mümkün mü? En büyük korkumuz ölüm mü? Paranoyalar aslında gerçeğin ta kendisi olabilir mi? Risk almadan yaşamak mümkün mü?

Elektrikli Düşler’i bölüm bölüm incelemek yukarıda yazdığım farklı içerikler sebebi ile daha doğru elbette. Ancak bilindiği gibi en uzun yazı en sıkıcı yazı olmaya adaydır. O sebeple bu yazıyı daha sıkıcı bir hale getirmeden size serinin şiddetle tavsiye edeceğim ve de etmeyeceğim bölümlerini yazarak bitirelim:

Elektrikli Düşler’in benim için en çarpıcı bölümleri; İnsanın kendisini sorgulamasının sınırlarını aşan “Hood Maker”, tüketim toplumunu sorgulatan “Autofac”, hayallerin peşinden gidememenin ağırlığı altında ezilen Ed’in hikayesini anlatan “Crazy Diamond”, otoriteye ve teknolojiye hapsoluşu anlatan “Safe And Sound”, dürüstlüğün değerini anlatan “Impossible Planet” ve merakına yenilen bir istasyon görevlisinin dünyasının değişmesini anlatan “Commuter”

Bu serinin de tıpkı Black Mirror gibi hayal kırıklıklarıyla dolu olan bölümleri de var elbette.  Uzaylıların dünyayı istilası ve yaşam formu bulma çabalarını anlatan “Father King” ve uzun hikayesinin nihayetinde bir şey anlatamayan “Hood Maker” benim için bu kategoride idi.

Kill All Other

Diziye final yaptıran “Diğerlerini Öldür” bölümü ise benim ikilemde kaldığım bir bölüm oldu. Bir yanıyla hikayesini sevdiğim ve başka bir yere koyduğum bir bölüm olurken bir yanıyla da bu hikaye içerisinde tutarsızlıklar barındırdığını düşündüğüm, fazlasıyla izleyiciye bırakılan boşluklara sahip bir bölümdü. Bir çok eleştirmenin en iyi bölümler arasına koyduğunu gördüğüm “Kill All Other” benim için gri bölgede yerini koruyor.

1982’de aramızdan ayrılan Philip K. Dick’e Azınlık Raporu, Yüksek Şatodaki Adam, Elektrikli Düşler ve yazdığı onlarca diğer eser için sonsuz teşekkürler.

Yazar hakkında

Yorum ekle

benim karalamalarım

Okan KÖROĞLU

Okan KÖROĞLU

neden buraya karalıyorum?

İnsanın terk edemeyeceği yegane varlık kendisidir. Projeler gelip geçebilir, işbirlikleri dağılabilir fakat insan kendisini terk edemez. Özeller konuşulur, içler açılır, çeneler düşebilir fakat insanın en samimi olduğu yine kendisidir. Bu sebeple kendi web sitem diğer tüm özel ve güzide projelerime rağmen benim en özel alanım. Çok yaşayıp çok yazmak ümidiyle.